Nükleer Enerji mi, Yenilenebilir Enerji mi?

Geleceği hükümetlerin 2 temel kısıta olan tepkileri şekillendirecek. Bunlar:

  • İklim Değişikliği
  • Enerji Güvenliği

denilmekte IEA’nın 2010 Dünya Enerji Genel Görünümü Raporunda. Evet bu iki içiçe geçmiş (girift) konuya verilecek tepkiler ve bu yönde atılacak adımlar yüzyıllardır dünyanın kaderini çizmekte ve elbette çizmeye de devam edecek. Bu bağlamda Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi Bölümü hocaları Pınar Ertör Akyazı, Fikret Adaman, Begüm Özkaynak, Ünal Zenginobuz tarafından yapılan ve 2012 Ocak ayında yayınlanan “Nükleer Enerji ve Yenilenebilir enerji bağlamında halkın tercihi: Türkiye Üzerine bir araştırma” (Citizens’ Preferences over Nuclear and Renewable Energy Sources: Evidence from Turkey) isimli bir rapor içeriğindeki anket verileri belki yolun belirli bir kısmına ışık tutabilecek nitelikte. Anketin kurgusunun bal ile zehiri kıyaslaması sebebiyle bozulmuş olabilir diye düşünerek başladığım okumamda gördüm ki anket soruları bal (yenilenebilir enerji) ile zehir (nükleer enerji) ekseninde değil.

2422 kişi ile görüşülmüş yaşları 18 ile 82 arasında değişen ve 26 şehirde hayatını devam ettiren (Yani, Türkiye nüfusunun %76’sını oluşturan kentli nüfus arasından seçilmiş örneklem.) Anketin NUTS II seviyesinde uygulandığı ve özel bir şirkete yaptırıldığı belirtiliyor. Anketin Enerji Tercihleri Modülünde yöneltilen sorularda sunulan enerji seçenekleri Kömür, Doğalgaz, Barajlar, Yenilenebilir ve Nükleer enerji. Bu modülde 2 temel soru ve bu sorulara verilen yanıta göre yöneltilen 3 ucu açık soru bulunmakta.

1. soru Ülkenin yatırım yapmaması gereken enerji alternatifi var mı?

Neden?

2. soru Aşağıdaki enerji üretimi yatırımı alternatiflerinden hangisine en yüksek öncelik verilmelidir? (İlk 2 tercihinizi 1 ve 2 şeklinde belirterek işaretleyiniz)

Bu seçiminizin en önemli nedeni nedir?

Eğer ev elektriği aldığınız şebeke yenilenebilir enerji kaynaklarından beslendiği için şimdikinden %25 daha fazla tutarda fatura ödemek zorunda olacağınızı bilseydiniz halen yenilenebilir enerjiyi destekler miydiniz?

Bu sorulara verilen cevaplar aşağıdaki tabloda gösterilmektedir.

Görüldüğü üzere kömür en fazla karşı olunan enerji üretim kaynağıdır, bunu %62,5 ile Nükleer enerji takip etmektedir. Bunun sebebi yaklaşık 10 yıl önce tanışılan doğalgaz ile ısınmadan önce onyıllarca kömürle atmosferi kirlenmiş ve nefes alınamayan şehirlerde yaşamış olması anket katılımcılarının  Nükleer’e olan karşı durmaların ise bence 2 ana sebebi bulunmakta yakın zamanda yaşanan Japonyadaki Fukushima olayı anılarda tazeliğini korumakta 2. si belki daha önemlisi ise 1986 yılındaki Chernobyl (Çernobil) olayının Karadeniz bölgemizde Çay ve Fındık ile tüm ülkede bir süre korkusunu hissettirmiş olan ve halen karadeniz bölgesi insanındaki (Özellikle Rize’liler) kanser oranlarının müsebbibi olarak görülmesi (Aslında resmin diğer tarafında senelerdir doğu karadeniz ve özellikle Rizeliler tarafından yönetilen bir ülke olduğumuz gerçeği de duruyor.)

Diğer taraftan cevap verenlerin %70,2’si yenilenebilir enerjiyi desteklemekteyken bu rakam %25 fazla fatura ödemeye geldiğinde küçük bir düşme ile %60,4 oluyor ve malesef ankete cevap verenlerin %65,2 si Baraj’a devam diyor.

Ayrıntıları ilgili raporda bulabilirsiniz.

Esasında şunu da belirtmekte fayda görüyorum eski bir nükleer enerji mühendisliği öğrencisi olarak ben Nükleer enerjiye karşı değilim. Bunun sebebi aşağıdaki şekillerde kendini açık şekilde göstermektedir.

Dünya’nın her tarafında bu kadar nükleer reaktör faaliyette iken ve birçoğumuz bu ülkelerde yaşamak için can atarken, tatile bu ülkelere giderken velhasıl aynı dünyada yaşarken 1 fazla 1 eksik bence farketmez hatta İran’ın Nükleer çalışmalarından rahatsız olan dünya için bizim de yapmamız şart gibi. İran’ın atom bombası üretmesinden en fazla korkan her ülkede kendi elleriyle yaptıkları onlarca bomba ve 11 eylül saldırıları gibi örnekler bulunurken bu korkunun da yersiz olduğu çok aşikar.

Ee nede olsa korkunun ecele faydası yok.

Bir Komplo Teorisi

Bence ilkel çağlardan bu yana gelen yönetim anlayışını düşünmek ve bu konuyla ilintilendirmekte fayda olabilir. İnsanlık ilkel çağlardan bu yana korku, açlık ve hayatında başka bir şey yapmasına izin vermeyen meşguliyetlerle yönetilmektedir. Bunu Maslow ihtiyaçlar hiyerarşisi olarak literatüre kaydetmiş. Maslow hiyerarşisinde insanlar belirli seviyelere ancak alt seviyelerdeki gereksinimleri sağladıklarında erişebileceklerini iddia etmektedir. Maslow hiyerarşisinde kişisel gelişim aslında toplumsal katmanları oluşturan ihtiyaçlar aşağıdaki 5 kategoride toplanmaktadır.

  1. Fizyolojik gereksinimler(nefes,besin,su,cinsellik,uyku,denge,boşaltım)
  2. Güvenlik gereksinimi(vücut,iş,kaynak,etik,aile,sağlık,mülkiyet güvenliği)
  3. Ait olma,sevgi,sevecenlik gereksinimi(arkadaşlık,aile,cinsel yakınlık)
  4. Saygınlık gereksinimi(kendine saygı,güven,başarı,diğerlerinin saygısı,başkalarına saygı)
  5. Kendini gerçekleştirme gereksinimi(erdem,yaratıcılık,doğallık,problem çözme,önyargısız olma,gerçeklerin kabulü)
Hayatımızı ve çevremizi gözden geçirdiğimizde görüyoruz ki ilk 3 seviyede yeterince kurgu yapılırsa insanların %99,9’u çok rahat yönetilebilir.
Esasında insanlardan mütevellit toplumların organizasyonu olan devletler de bu hiyerarşiye tabiler. Bununla ilgili fikir yürütmelerimizi bir başka yazımıza bırakarak konumuza devam edelim.
İnsanların talepleri de bu çerçevede belirlenebilir. Eğer bir hazineniz varsa hazineye yaklaşılmaması için etrafındaki ormanda garip olaylar olduğunu canavarlar periler olduğunu insanların öldüğünü söylemeniz aslında gayet basit bir savunma mekanizması olmakla birlikte ilk filtre olarak oldukça başarılı olacağı kesindir. 2. aşamada hakikaten bu ormana girenlerin başına birşeyler gelmesini sağlarsanız hikayenin inandırıcılığı artacak ve 2. seviye de insanların ihtiyacı olan güvenlik ihtiyacını kullanarak insanların hareketlerini istediğiniz yönde yönlendirebilirsiniz. Bu olayın bir örneği olarak  son 2 – 3 kar yağışı ile ilgili abartılı meteoroloji uyarısı ile İstanbul’da yaşanan trafik sorununun kriz ortamında zirve yapmasının önüne geçilmesi olarak verilebilir. Uzun lafın kısası 1954’te Rusya’da ilk kurulan nükleer enerji santralinden bu yana 6 büyük (INES seviyesi 5 ve daha büyük olan) nükleer tehdit ile dünya karşı karşıya kalmış bunlar

 

Yıl Yer Ülke Şiddet
1952 Chalk River Kanada 5
1957 Kyshtym Rusya 6
1957 Wind Scale Pile İngiltere 5
1979 Three Mile Island ABD 5
1986 Chernobyl Rusya (Ukrayna) 7
2011 Fukushima Japonya 5
 İlk üçü Kanada, İngiltere ve Rusya’da Nükleer santrallerin kurulmaya başlandığı dönemde 1952 – 1957 yılları arasında olmuş buna rağmen ABD bu numarayı yutmamış ve 1957’de ilk ticari Nükleer Enerji Santralini kurmuş sonra 1979 yılında ABD’de numara yapanlar kervanına katılmış en büyük numarayı ise 1986 yılında Çernobil’de yapmışlar Nükleer santral kurulma niyetleri, planlarının yoğunlaştığı tarihlerle bu tarihleri bir kıyaslamak lazım
Bu arada 2012 Ocak ayında güncellenmiş nükleer santraller haritasını da vermekte fayda var.
Dünyada 431 tane nükleer santral bulunuyorken birçok ülke nükleer santral kurmaya devam ediyorken, güçlü ülkeler nükleer santrallerle yaklaşık 60 yıldır besleniyor gelişiyor dünyamızı hovardaca kirleterek bizlere her türlü istediklerini yaptırıyorken 60 senedir bu tarz bir teknolojiyle enerji ihtiyacını karşılamayan ve teknolojik ve endüstriyel evrimini tamamlayamamış bizim gibi ülkelerin Kyoto denen belgeye imza atması tabi olması çek senet mafyası tarafından boş senete imza attırılan güçsüz insanların durumuna ne kadar benziyor değil mi?
Evet biz de nükleer santrallere karşı olalım hayır diyelim ama önce
  • bu 431 santralin sahibi ülkeler bu santrallerini kapatsın ve
  • onların 60 yıl kullandıkları nükleer enerjiye eşit miktarda bizim gibi ülkelerde de kişi başına düşen enerji miktarını nükleer santrallerle biz de üretelim hesabı kapatalım yada
  • bu 60 senedir nükleer santrallerle semiren ülkeler bizim gibi ülkelerde o 60 senede kullandıkları enerjinin ücreti karşılığında bizim gibi ülkelere yenilenebilir enerji üretimi santralleri kursunlar ve hesabı kapatalım
 ondan sonra sonuna kadar nükleere hayır sonuna kadar adaletsizliğe hayır sonuna kadar zorbalığa ve zulme hayır.
Esasında bu konu 1939 yılında Atom bombasının yapılması ve insanlığa karşı kullanılması ile sonuçlanan ve Amerika, Kanada ve İngiltere tarafından başlatılan Manhattan Projesine oradan Pakistan’a, Kuzey Kore’ye ve İran’a ve İsrail bağlantısına doğru genişletilebilir lakin bende o derinlik yok.
Yazan: Elyase İSKENDER
Yazan: Elyase İSKENDER
Be Sociable, Share!

Leave a Reply