Economist’in “Erdoğan Köşeye Sıkıştı” Haberinin Analizi

Haberin Özeti
Economist’in 25 Şubat 2012 tarihli “Erdoğan köşeye sıkıştı” başlıklı haberinde Recep Tayyip ERDOĞAN ve AK Parti hükümetleri ile ilgili çizilen portrenin
genel çerçevesinde:

  • Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan, bir zaferden diğerine koşarak ve oylarını yükselterek 3 seçim kazandığı
  • Askeriyenin Rejim üzerindeki tahakkümünü bitirdiği.
  • Avrupa Birliği macerası takılmış durumda olduğu
  • ABD ile ilişkiler altın çağını yaşadığı
  • Hali hazırda bir seçim yapılsa %54 oy alacağı

belirtilmiş.

Başbakanımızın içeride ve dışarıdaki mücadeleleri ile güçlü ve zayıf olarak nitelendirilen yönleri ise

  • Polis teşkilatı ve Yargı organlarında F tipi yapılanma olduğu
  • Cemaatin yeni hedefinin ise MİT teşkilatı olduğu
  • Başbakanımızın kolon kanseri olduğu iddialarına değiniliyor ve ardından geleceklerin Fethullah Gülen ile ilişkilerinin nasıl olabileceğine dair yazıyı kaleme alanların hayallerini(Sanki başbakanımız ölmüş gibi.)
  • AK parti ve Fethullah Gülen cemaatinin Ergenekon davasında birlikte hareket ettiğini ama bu sürecin başarılı olması ve karşıt ekibin güçsüzleşmesinden sonra bu ittifakın bozulduğunu iddia ediyor, şu an gerçekleşmekte olanın bir güç ve iktidar savaşı olduğu
  • 70 ten fazla gazetecinin hapiste olduğu
  • ortodoks patriği Bartolomeos’un yeni anayasa oluşumu ile ilgili görüş ve katkılarını almak üzere Meclis komisyonuna davet edilmesi
  • 5 saatlik Davutoğlu – Clinton görüşmesinin sebebi üzerine yorumları
  • Davutoğlu’nun Suriye’ye müdahale konusunda ısrarını
  • Türkiye’nin Suriye rejiminin yıkılması gereğinden ve Esat’ın orada durduğu sürenin artmasının Türkiye aleyhine icraatlar yapması için ortam hazırladığı (Özellikle babasının PKK’ya verdiği destek benzeri icraatlar)

şeklinde verilmiş.

Haberin Analizi

Bence dikkat çekici olan başlıklar ise:

  • Sayın Başbakanımızın yakın zamanda vefatı ardından oluşacak yeni denge üzerinde bir mücadelenin şu anda AKP ve Cemaat arasında verildiğinin ima edilmesi

ve

  • Suriye’nin yakın zamanda Türkiye’ye saldıracağına dair sinyallerin olduğunun düşünülüyor olması.

Açıkçası benim de görüşüm; Recep Tayyip Erdoğan’ın 3. dönemi olması dolayısıyla bir daha ki seçimlerde sözüne sadakatinden dolayı aday olmayacağı, seçimi yaparmış gibi yapıp erken seçim ortamı hazırlamayacağı yani takiyye yapmayacağı ve Başkanlık sisteminin de hem takiyyeye örnek olacağı hem de altyapısının hazır olmayışı düşüncesiyle getirilme çabasına girilmeyeceği sebeplerinden bu mücadelenin (F-AK mücadelesinin) Erdoğan sonrası dönemin savaşının olduğu yönündeydi. Lakin böyle bir güç gösterisi ve restleşmeyi ne Recep Tayyip Erdoğan ne de Fethullah Gülen yapacak mizaçta ve sığlıkta liderler değil hele ki bu kadar kritik bir dönemde bunun herkese, ülkeye ve ülküye zarar vereceği aşikarken.

Buna ek olarak Türkiye’de gerçekleşen mücadelenin, aslında Türkiye ile İsrail arasındaki Ortadoğu’da meydana gelecek yeni sistem tasarımının başrolünde olma rekabetinden kaynaklandığı ihtimali üzerinde duralım. Bu rekabet bölge aktif tasarımının başlangıç noktası konusundaki çekişmelerde Türkiye aktif tasarımın “Suriye rejiminin değiştirilmesi” ile başlaması konusunda ABD’de lobi yaparken; İsrail ise “İran Rejiminin değiştirilmesi ve Nükleer programının bitirilmesi” ile aktif bolge tasarımının başlangıç noktası olması konusunda diretmekte.Aslinda Türkiye içindeki mücadele de bu rekabetle ilgili İsrail’in hamlesi. Bu çekişme Mavi Marmara gemisi olayı ile gün yüzüne çıkarılmıştı. Eğer kimin başı çekeceği konusunda mutabakata varılmış olsaydı Libya’daki Arap Baharı sürecinden hemen sonra ortadoğunun tasarımı sürecinde aktif ve sıcak döneme girilecekti.

Neyse yazımızı ilgilendiren kısmına gelecek olursak bu mücadelenin (F-AK), İsrail’in, Türkiye’yi kendi iç dinamiklerine PKK kartıyla yönlendirememiş olmasından dolayı gerçekleştirdiği başka ve daha kapsamlı bir tezgahı ile başlatılmış olması ihtimalini farketmem Erdoğan sonrası için güçlerin test edildiği düşüncesini revize etmeye itti. Yani görüşüm, yapılanın ve tezgahlananın bir İsrail operasyonu olduğu yönünde değişti (Sayın Hakan Fidan’ın İran hakkındaki tavrı ve görüşleri incelenerek bu iddia desteklenebilir) ve bu iddianın ispatının yada reddinin, yapılan ilk hamlenin ardındaki güçlerin araştırılarak ortaya çıkarılması ile mümkün olacaktır.Zira her 2 tarafında bundan sonra savunma refleksiyle hareket ettiği ve olayların çığ gibi büyüdüğü gözlenmektedir.

Ha bu arada ilk olay bence, “Hakan Fidan’ın PKK ile yaptığı görüşme kasetlerinin basına sızdırılması” olayıdır. Ayrıca bu mücadelenin çerçevesinde gerçekleşen olaylar

  • 1- PKK – MİT Görüşmesi Haberleri
  • 2- Yanlış İstihbarat sonucu Uludere’de hayatını kaybeden 34 vatandaşımız
  • 3- Suriye’li Muhalif liderin Suriye’ye teslimi (satılması mı desek) (Gerçi bu olay 1. dünya savaşındaki yavuz ve midilli ((Göben ve Breslau) gemileri vakası da olabilir.)
  • 4- Savcılığın Mit Müsteşarı Hakan Fidan’ın ifade vermesi talebi

şeklindedir..

Not: Sayın başbakanımızın sağlık durumu ile ilgili iddiaların yanlış olması temennisi ve acil şifa bulması duasıyla… (Bu da padişahım çok yaşa der gibi olmuş oysa ortada ne şah var ne padişah) Bu arada Uhud savaşında yaşanmış olanları da hatırlamakta fayda olduğunu belirtmeliyim.

Yazan: Elyase İSKENDER

Be Sociable, Share!

Leave a Reply